Açıkçası hiçbir zaman Londra’ya gitmenin ne hayalini kurdum ne de planını yaptım. Ta ki bir gün eşim hadi Londra’ya gidelim diyene kadar. Hayatımda en sevdiğim 4 şehir arasına gireceğini tahmin bile edemezdim. Kendimi; Amsterdam, Stockholm, Barselona ve artık Londra’da gerçekten çok ama çok iyi hissettim. Özellikle Londra’dan sonra İstanbul’dan buz gibi soğuduğumu da itiraf etmem gerekiyor sanırım. Neden bu kadar sevdin diyeceksiniz? Tüm şehri isterseniz yürüyerek gezebilirsiniz ve bu yürüyüş sırasında gerçekten neredeyse her sokakta size yeni şeyler katacak, gözünüzü gönlünüzü aydınlatacak birçok detayla karşılaşmanız mümkün. Sistematik bir yer bir kere. Her işinizi kolayca belli bir düzende halledebiliyorsunuz. Otobüs saatleriniz şaşmıyor birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi. Ne bileyim duraklar bile düzenli. Müzeler bedava. Hiç paranız olmasa bile cebinizde bu şehirde yapabileceğini birçok şey var. Kocaman parklar mesela. Gidin oturun… Kazları, ördekleri izleyin. Koşun, yürüyün… Güler yüzlü insanları ve daha fazlası benim buraya deyim yerindeyse aşık olmamı sağlayan diğer aklıma gelmeyen nedenler arasında. Olumsuz tek yanı, elbette çok ama çok pahalı olması. Tabi bizim buradan bakınca durum biraz da böyle. Orada yaşayanlar elbette ki oranın şartlarına göre maaşlar alıyorlar. Biz tabi her şeyi 5 ile çarptığımız için bayağı bir pahalı geliyor her şey.

Londra’yı biraz daha anlatayım size. Daha detaylı. Ama kolay anlaşılabilecek şekilde;

Gidilmesi gereken yerler:

  • Hyde Park: Hyde Park, Londra’nın en büyük parkı, şehrin sakinlerinin dinlemeye ve güneşli günlerin tadını çıkarmaya geldiği yerdir. Burası aynı zamanda, Londra’da bulunan 8 Kraliyet Park’ından biridir. 2012 Yaz Olimpiyatları sırasında, Triatlon burada gerçekleşmiştir. Bununla birlikte Royal Gun Salutes gibi, Hyde Park’ta daha birçok etkinlik gerçekleştirilmektedir. Ziyaretinizden önce resmi internet sitelerinden takvime bir göz atmayı unutmayın. Parkta, aralarından en önemlisinin, Galler Prensesi Diana ve onun trajik ölümünün anısına yapılan Diana Anıt Çeşmesi gibi birçok anıt bulunmaktadır. Açık hava konuşmaları ve tartışmalarının yapıldığı Konuşmacılar Köşesi gibi parkta birçok alan bulunmaktadır.
hydepark-london

Hyde Park

  • Sky Garden: Buradan 360 derece kuşbakışı Londra’yı izleyebilirsiniz… Önceden rezervasyon yaptırmayı unutmayın.  Sky Garden, genellikle “Walkie-Talkie” olarak adlandırılan, kendine özgü biçimde tasarlanmış kuleye oturan en yüksek çatı bahçesi. Büyük cam kubbe üç katlı genel bahçelere ev sahipliği yapıyor ve başkentin muhteşem manzarasını sunuyor. Bu komplekste ayrıca gözlem güvertesi, açık hava terası ve bazı yemek mekanları bulunmaktadır. Hem et severler hem dejetaryenler için harika yemekler sunan iki enfes restorandan birine gidin ve Londra manzarası eşliğinde. Kulenin Londra merkezine sadece kısa bir yürüyüş mesafesinde olduğu için kolayca erişilebilir. En yakın metro istasyonu Anıt’tır.
skygarden

Sky Garden

  • Buckingham Sarayı: Birleşik Krallık monarşisinin sembollerinden biri olarak kabul edilen bu görkemli saray, Birleşik Krallık hükümdarlarının ikamet ettikleri yerdir. Başlangıçta bir konak olarak inşa edilen Buckingham Sarayı, 1761 yılında Kraliçe Charlotte’un özel mülkü haline getirilmiştir. Saray, 19. yüzyılda yeniden inşa edilip genişletilmiş ve Kraliçe Victoria döneminden beri Birleşik Krallık hükümdarlarının ikametgahı olarak kullanılmaktadır. Günümüzde, Neoklassik mimarisine seçkin bir örnek olarak sunulmaktadır. Seçili günlerde, bazı devlet odalarını ve Kraliçe’nin Galerisi’ni ziyaret edebilirsiniz.

    buckingham-palace-london

    Buckingham Sarayı

Asker nöbet değişim zamanını kaçırmayın. İyi görebilmek için de erken gitmeyi unutmayın. Sarayı gezerken, havaalanı stilinde bir güvenlik kontrolünden geçeceğinizden dolayı rahat ayakkabılar giymeniz ve yanınızda olabildiğinde az eşya bulundurmanız tavsiye edilir. Fotoğraf makinelerinizi saray bahçesinde kullanabilirken, devlet odalarında kullanmanız yasaktır.

buckingham-palace-london_1

Buckingham Sarayı

  • Regent Street: Regent Street, Londra’nın West End semtinde bulunan tanınmış bir alışveriş bölgesidir. Benzersiz adı merak ediyor musun? Caddenin adı, hükümdarlığından önce Prens Regent olarak hizmet eden IV. George’un adını taşıyor. Bu cadde, tarihi, muhteşem mimarisi ve lüks mağazaları bir araya getiriyor. Burada çok sayıda bar, kafe ve restoran bulunmaktadır. Acıkırsanız, hem yerel hem de uluslar arası mutfaklardan çeşitli seçim yapabilirsiniz. Bunların dışında, Westminster Üniversitesi’ne de ev sahipliği yapıyor. Regent Caddesi, bir şey satın almayı planlamasanız bile yürüyüş yapmak için güzel bir yer yapar.
regent-street-1

Regent Street

  • Oxford Street: Yaklaşık 300 mağazayla Oxford Caddesi Avrupa’nın en işlek alışveriş caddesi olup birçok büyük mağazaya ve amiral mağazasına ev sahipliği yapmaktadır. Alışveriş sizden soruluyorsa, Regent Caddesi ve Bond Caddesi ile oluşturduğu alışveriş bölgesi sizi oldukça memnun edecektir. Londra’nın West End bölgesinde bulunan bu caddenin uzunluğu 2,5 km uzunluğunda ve Londra-Oxford yolunun bir parçası olarak kullanılıyordu. Aslında bu yol, Hampshire ile Colchester’ı birbirine bağlayan bir Roma yolunun rotasını takip etmekte. Oxford Caddesi, alışveriş yapan kişiler ve turistler ile oldukça meşgul olabilir ve burada seyahat eden otobüs sayısının fazlalığı nedeniyle oldukça kirlenmekte. 1959 yılından bu yana Oxford Caddesi’nde Noel dönemi özellikle yoğun ve güzel geçmektedir. Her yıl göz alıcı ışıklarla süslenen bu cadde, genellikle bir şöhret tarafından yakılmaktadır.
oxford_caddesi

Oxford Street

  • Soho District:  Üst yüksek kalitede butiklere, tasarım mağazalarına, galerilere, ünlü restoranlara, barlara ve daha fazlasına sahip olan Soho District; muhtemelen Londra’nın en ünlü semtidir. Hem turist hem de yerli halktan her kesimi cezbetmekte ve bu sayede özel bir atmosfer yaratmaktadır. Özellikle alışveriş veya moda meraklısıysanız, buraya dikkat edin: Soho, Londra’nın en popüler alışveriş bölgelerinden biridir. Berwick Caddesi, Carnaby Caddesi ve Kingly Mahkemesi çevresinde yürüyün ve en ilginç moda mağazalarını keşfedin! Ayrıca tiyatro hayranları da Soho District’i ziyaret etmeyi kaçırmamalıdır çünkü burada bulunan tiyatrolardan bazıları Londra’nın en eski tiyatrolarına aittir.
soho-district

Soho District

  • Covent Garden: Eski meyve ve sebze pazarı olan Covent Garden, günümüzde turist kaynayan popüler bir alışveriş alanı haline gelmiştir. Bu pazarda mücevher, kıyafet, şekerlemeler ve el sanatları da dahil olmak üzere her şeyi ama her şeyi bulabilirsiniz. 20’den fazla bulunan restoran ve barların oraya özgü atmosferinin tadını çıkarın. Çiftçilerin Açık havada kurdukları pazar Mayıs-Aralık ayları arasındadır.
covent-garden

Covent Garden

  • London Eye: Avrupa’da bilinen en yüksek dönme dolabında bir tura ne dersiniz? En tepesinden varıldığında görülen manzara olağanüstü, özellikle de geceleri. Göz’ün en tepesinden şehir merkezinin meşhur turistik yerlerini görebilirsiniz (Big Ben, Westminster Şatosu, Westminster Kilisesi vb.) Dönme dolap tamamen güvenli olmasına rağmen yükseklik korkunuz varsa hafif bir mide bulantısı hissedebilirsiniz. Biletlerinizi zamanında teslim alabilmeniz için, internet sitesinden önceden ayırtmanız ve planmış saatinizden yarım saat önce gelmeniz şiddetle tavsiye edilir.
london-eye-2

London Eye

  • Big Ben: Avrupa’nın, hatta belki de dünyanın en ünlü çanı olan Big Ben, Londra’nın en önemli simgelerindendir. Big Ben dünyanın en büyük 3. saat kulesidir ve 150 yaşından fazladır. Yakın dönemde, Kraliçe Elisabeth’in tahta çıkışının 60. yılı onuruna adı Elisabeth Kulesi olarak değiştirilmiştir. Westminster Sarayı’nın bir parçası olup, Neo-gotik stiliyle tasarlanmıştır. Asansörün olmadığı en üst katına 334 basamaklı merdivenle çıkılmaktadır. Bununla birlikte, turlar sadece milletvekillerini ziyaret edecek olan Birleşik Krallık vatandaşları için düzenlenmektedir. Fakat yenileme çalışmaları nedeniyle turlar şimdilik askıya alınmıştır. Londra’nın bu bölgesindeki binaların silüeti olağanüstü. Arka planda Big Ben’in olduğu London Eye’ın fotoğraflarını çekmek oldukça popüler.
bigben-londra

Big Ben

  • Tower Bridge: Bu büyüleyici köprü sadece Londra’nın simgelerinden biri değil aynı zamanda dünyanın en çok tanınan köprülerinden biridir. Tower Bridge’in ya da Kule Köprüsü’nün yapımına 1886 yılında başlanmış ve inşaatı sadece 8 yıl sürmüştür. Üst katına çıkıldığında köprünün yaya yolunun camdan yapılmış olması manzarasını daha da büyüleyici kılmakta. Köprünün gemiler için açılacağı anı beklemeye değer diğer görülecek yerlerden bir tanesi. Eğer ilginizi çekecekse köprünün tarihi ve yapımı ile ilgili bu ikiz kulelerde bir sergi sergilenmekte. Bu sergide, çeşitli kısa filmler ve etkileşimli gösterimler haricinde, köprünün orijinal tasarımlarına rastlayabilirsiniz. Victoria dönemi makine dairelerine göz atmayı unutmayın.
tower-bridge-london

Tower Bridge

  • Westminster Sarayı: Westminster Sarayı, Birleşik Krallık’ın Avam Kamarası ve Lordlar Kamarası’ndan oluşan meclislerine ev sahipliği yapar. Neogotik mimarisinin en göze çarpan örneklerinden biri ve yapının en eski bölümü olan Westminster Hall 1097’de inşa edilmiştir. Klasik sesli ve birçok dilde gerçekleştirilen rehberli turlar haricinde, sadece çocuklar için düzenlenen İngilizce olarak gerçekleştirilen özel gezilere de katılınabilir. Bu yüzden yanınızda ailenizi de götürmeyi unutmayın. Londra’nın görülmesi gereken ikonik yerlerinden biri olması dolayısıyla Westminster Sarayı’nı, V for Vendetta veya Sherlock gibi birçok film ve televizyon dizilerinden hatırlayabilirsiniz.
westminster-palace-london

Westminster Sarayı

  • Westminster Köprüsü: Westminster ve Lambeth’i birbirine bağlayan bu 19. yüzyıldan kalma köprüsüne gelin ve hayran kalın. Köprü, Londra merkezinde Thames nehrini geçmek için kullanılan en eski yol köprüsüdür. 252 metre uzunluğunda ve 26 metre genişliğindeki bu kemer köprü, diğer Thames köprülerinden en geniş yayılma alanına sahiptir. İlginçtir ki, 1970 yılında köprüye en yakın Westminster Sarayı’nın bir parçası olan Avam Kamarası’ndaki yeşil deri koltuklarla uyuşmak köprü yeşil renge boyanmıştır. Dahası, ziyaretinizi gerçekten unutulmaz kılacak çeşitli sokak sanatçıların gerçekleştirdiği performanslara da bu köprü üzerinde rastlayabilirsiniz. Köprü ya da sanatçıları için değilse bile Big Ben, Parlamento Binaları ve Thames Nehri’nin en iyi manzaralarını görmek için buraya gelin.
  • Notting Hill: Bu bölge çoğunlukla Notting Hill filmi ile ünlü olmasına rağmen, hala nüfuzlu kişiler tarafından tercih edilen, Viktorya dönemi evleri ile çevrili oldukça gösterişli ve lüks bir yerdir. Bu muhit, kimsenin uğramadığı müze ve galerilere, Portobello Road pazarına, tanınmış tiyatroların yanı sıra birçok kafe ve pub’a ev sahipliği yapmaktadır. Başka bir deyişle, Notting Hill deneyiminiz, en azından bunlardan birkaçını ziyaret etmeden tamamlanamaz. Her halükarda, mahallenin etrafında güzel bir yürüyüşün keyfini çıkarabilir, Viktorya dönemi mimarisini hayran kalabilir ve geçmişte yaşamın neye benzediğini gözünüzün önünde canlandırabilirsiniz. Kasaba, her yıl Ağustos ayında, en büyük Avrupa sokak festivali olan Notting Hill Karnavalı’nı da ağırlamaktadır.
notting-hill-london

Notting Hill

  • Portobello Road: Notting Hill’de ünlü Portobello Market yer alıyor. Burada çeşitli kıyafetler ve antikal
    portobello-road

    Portobello Road

    ar satılıyor. Kontrol etmek ve antika eşyalar almak isterseniz, cumartesi günü pazarı ziyaret ettiğinizden emin olun. Organizatörleri, ziyaretçileri saat 11: 30’dan önce gelmelerini öneriyor; çünkü bu saatten sonra pazar çok meşgul oluyor.

  • Borough Market: Londra’nın en büyük ve en eski gıda pazarlarından biridir. Foodies cenneti, bu pazar tüm dünyadan lezzetler sunuyor. Harry Potter taraftarları bunu burada Sızıntı Kazan alanı olarak tanıyacaklar. Bu pazarda oldukça çeşitli özel olaylar düzenli olarak gerçekleşir. Resmi web sitesini kontrol edin ve gösteri mutfağı veya gastrotour’u ziyaret edin. Piyasada kılavuz köpekler haricinde hiçbir köpek bulunmamaktadır. Sigara içilmeyen bir yerdir.
borough-market-london

Borough Market

  • Freddie Mercury’nin Evi: Eğer siz de benim gibi Queen dolayısıyla Freddie Mercury hayranıysanız, gidebilirsiniz ancak çok büyük ir beklentiniz olmasın. Yüksek bir duvar arkasından evin sadece çatısını görebiliyorsunuz. Turizme açık değil maalesef.
freddie-mercury-house-london

Freddie Mercury’nin Evi

  • Brick Lane: Şehrin en canlı caddelerinden biri. Sanat sergi mekanlarının, grafiti sanatının enfes parçalarının ve birçok gece kulübünün tadını çıkarmak için karanlıktan sonra buraya başlayın. Bu bölge aynı zamanda birçok köri yeri ve Hint yemek mağazası ile ünlüdür. Esas olarak Güney Asya toplumundan dolayı, sokak popüler kültürde sıkça görülür. Monica Ali’nin Tuğla Alanı ve Tarquin Salonu’ndaki Salaam Tuğla Şeridi gibi bir ortam olarak kullanıldı. Aynı zamanda BBC suç programı Luther’in bazı sahnelerinin çekim yeri olarak da görev yaptı. Cadde, haftalık Brick Lane Market’in de ev sahisındadır.
bricklane-londra

Brick Lane

  • Shoreditch: İstanbul’un Karaköy’ü diyebiliriz. Sanatçılar ve tasarımcılar için yaratıcı bir cennet olan Shoreditch’in karakteri ve renklerini kucaklayın. Semtin endüstriyel depoları ve köhne ara sokakları yenilenmeyi bekleyen birçok potansiyel mekanla dolu. Tuğla duvarlı eski depolar interaktif sana galerilerine dönüştürülmüş ve pek çok bina Banksy’nin tuvalleri haline gelmiş durumda. Yaratıcı bir oyun alanı olarak Shoreditch’in cazibesi (kısmen de olsa) kentsel ve tekinsiz bir bölgeden geliyor olsa da son derece hoş hazineler de sunuyor. Shoreditch’in tasarım yeteneği popüler pub ve kafelerinde de hissediliyor.
shoreditch

Shoreditch

  • Piccadilly Circus Street: Özellikle akşamları gitmenizi tavsiye ederim. 1819 yılında yapılan halka açık bu ünlü kavşak, Londra’nın batı yakasında yer alıyor. Meydanın her bir yerinde bulunan neon ışıkları, Shaftesbury Anıt Çeşmesi (Lord Shaftesbury’nin çalışmaları anısına) ve Eros heykeliyle ünlüdür. Londra’nın ana alışveriş bölgelerinden kabul edilen meydanda ve meydana yakın birçok mağaza ve butik bulunuyor. Yakınlarında yer alan, aynı zamanda birçok bar, restoran ve kafelere de rastlayabilirsiniz. Diğer yandan, sahip olduğu geniş alan nedeniyle protesto ve gösteriler için popüler bir yerdir. Meydan birçok sanatçı ve müzisyenin çalışmalarına ilham olmuştur.Piccadilly Circus, bir BBC yapımı olan Sherlock’un açılış sahnesinde de görülmektedir.
piccadilly-circus-london

Piccadilly Circus

  • Kensington Palace: 17. yüzyıldan beri prensler ve prenseslerin yaşadığı oldukça cömert inşa edilmiş bir kraliyet evi. Güzel bahçelerle çevrili olan Kensington Sarayı şimdi Prens William ve eşi Kate’in resmi ikametgahıdır. Galler Prensesi Diana için dikilen kıyafetler aracılığıyla onun hayatını anlatan “Diana’nın Moda Hikayesi” (Diana: Her Fashion Story) adlı sergi 2018 yılına kadar gösterimde kalacaktır. Kraliyet Koleksiyonundan resim ve eşyalar sergileyen Devlet odaları halka açıktır. Ziyaretçiler, mülkün içinde cep telefonunun kullanılmasının yasak olduğunu unutmamalıdır. Bununla birlikte, fotoğraf çekmelerine izin verilmektedir. Bagajınız varsa belirtilen alanda bırakılabilirsiniz fakat burada bırakacağınız tüm eşyalarınız bir güvenlik kontrolünden geçecektir.
kensington-palace-london

Kensington Sarayı

  • Kensington Gardens: Hyde Park’ın bitişiğindeki bu bahçeler, Londra şehir merkezinin “akciğerleri” nin bir parçasıdır. Kensington Sarayı’nı keşfettikten sonra biraz dinlenmek için buraya gelin. Birkaç restoran ve kafeye ev sahipliği yapan bu yer, sizi arkanıza yaslanıp bu huzurlu tadını Londra’nın vızıltısından çıkarmaya davet ediyor. Bu bahçe turistik yerler dolu – İtalyan Bahçeleri, Albert Anıtı’nı ziyaret edin ve Peter Pan Heykeli’ni görün. İki çağdaş sanat galerisi (Serpantin Galerileri) de burada bulunmaktadır. Spor gibi hissediyor musun? Bazı yollar bisiklet için açıktır. Veya çocuklarınızı Diana Hatıra oyun alanına, geç Prenses’i anmak için büyülü bir yere götürün.
  • Harrods: Tam bir alışveriş cenneti. Ama kesenin ağzını biraz açmak gerekiyor. Bu üst düzey, cafcaflı ve şık dünyaca ünlü mağaza 330 departmandan oluşuyor! Yedi katlı ve yaklaşık bir milyon metrekarelik bir alışveriş alanına sahiptir. Lüks mağazaların yanı sıra, Galler Prensesi Diana ve Dodi Fayed’in anısına adanmış iki anıt da bulunmaktadır. 1989’dan bu yana mağazanın bir kıyafet politikası olduğundan dolayı, yırtık kot pantolon, terlik tarzı kıyafetlerle mağazaya girmeye çalışmayın. Çocuklarınızın sıkılmasından endişelenmeyin. Çocuklarınızla birlikte ziyaret edebileceğiniz birçok oyuncak dükkanının bulunduğu Harrods’da mutlaka eğleneceklerdir.
harrods-london

Harrods

  • Beatles Store: Londra’nın sevilen caddelerinden biri olan Baker Street’deki Beatles Store’da Beatles ile ilgili birçok şeyi bulmanız mümkün. Tshirtten, gitar askılarına, dekoratif objelerden takılara Beatles’ı anlatan birçok ürün burada satılıyor. Burada sadece ve sadece gerçekten grup üyelerinin kullandığı eşyaların olduğunu da sanmayın. Yoksa büyük hayal kırıklığı yaşarsınız.
  • Selfridges: Harrods’ın ilk sırada olduğu listede, ülkenin en büyük ikinci mağazası olan Selfridges, hem alışverişkolikler hem de mimar severler için gerçek bir zevktir. Bugün, burada her çeşit kıyafet, ayakkabı, güzellik ürünü, mücevhe veya teknoloji üzerine mağazalar bulabilirsiniz. Aradığınız ne olursa olsun kesinlikle burada bulacaksınız. 2013 Britanya televizyon dizisi Mr Selfridge, mağazanın kurucusu Harry Gordon Selfridge’in hayatına odaklanıyor.
Selfridges-london

Selfridges

  • Royal Albert Hall: Kraliçe Victoria 1870’lerde bu dairesel konser salonunu açmış, o günden bu yana rock ve pop konserleri, klasik müzik performansları veya bale olsun, birçok önemli konser burada gerçekleşmiştir. Royal Albert Hall’de çeşitli törenler de organize edilmektedir. Binanın tarihi ve mimarisi hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz rehberli turlar mevcuttur. Bazı sanatçıların performanslarına hazırlıklarını görme şansı bile yakalayabilirsiniz. Kültürel deneyimler haricinde, midenizi de teskin edebilirsiniz. Mekan pek çok yemek salonuna ev sahipliği yapmaktadır. En yakın metro durakları, yaklaşık 10 dakikalık bir yürüme mesafesinde olan South Kensington ve High Street Kensington duraklarıdır.
royal-albert-hall

Royal Albert Hall

  • Müzeler; (Londra tam bir müze cenneti ancak sizin için en özel müzeleri listeledim)
  • Victoria&Albert Müzesi: Burada çok özel sergiler oluyor.  Sanat ve tasarımdan hoşlanıyorsanız, dünyadaki en büyük tasarım koleksiyonuna sahip bu muhteşem müzeyi kaçırmamalısınız. Müze antik zamanlara dayanan tüm tarihi çağlardan koleksiyonlara ev sahipliği yapıyor. Avrupa, Kuzey Amerika, Asya ve Kuzey Afrika gibi, burada, dünyadan dört bir köşesinden eserlere rastlayabilirsiniz. Moda, art deco, fotoğraflar, mimarlık ya da seramikler… Burada az da olsa ilginizi çekebilecek bir şeyler bulabileceksiniz. Bu yeri gezmek insanlığın kültürel tarihinin başlangıcına ve sanatın uyanışına doğru bir macera olacaktır. Müzenin çevresinde aynı isimde birçok otobüs durağı bulunmaktadır.
  • National Gallery: 1824 yılında kurulan National Gallery 2600 parçanın üzerinde koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır. Tevekkeli değil, dünyanın en çok ziyaret edilen galerilerinden bir tanesidir. El Greco, Jan van Eyck, Rembrandt, Michelangelo ve daha birçok ünlü sanatçının aralarında bulunduğu Klasisizm akımından eserler sergilenmektedir. Oldukça geniş olan kompleksi gezmek için, ücretsiz ve çeşitli dillerin yer aldığı haritanızı müzenin giriş salonundan almayı unutmayın. Cüzi bir ücret karşılığında sesli rehber de alabilirsiniz.Gerçekten büyük ve girişi de ücretsiz, sanatseverler burayı ziyaret etmek için kendilerine büyük bir zaman ayırmalılar.
  • Britanya Müzesi: Dünyanın dört bir yanından getirilen koleksiyonlara ve eserlere ev sahipliği yapan Britanya Müzesi insanlık tarihi, sanat ve kültür alanlarına adanmıştır. İlk kez 1759 yılında açılmıştır. Antik Roma, Antik Yunan ve Mısır gibi Eski çağ yapıtlarının yanı sıra, Orta Doğu’dan getirilen arkeolojik eserler bölümü veya Leonardo da Vinci, Raphael, Michelangelo gibi ünlü sanatçılarının eserlerine rastlayabilirsiniz. Sonuncusu fakat bir o kadar da önemli, müze aynı zamanda Asya ve Afrika’dan getirilen oldukça kapsamlı birçok sanat ve kültür eserlerine ev sahipliği yapmaktadır. Müzeye giriş ücretsiz olduğundan belirli bir bütçe ile seyahat edenler için mükemmel bir seçim. Müzeyi keşfetmek için büyük bir zaman ayırmalısınız!
  • Londra Doğa tarihi Müzesi: Bu ağzı açık bırakan müzede olağanüstü bir koleksiyon var. O kadar büyük ki, muhtemelen tek bir günde keşfedilemez. Bu etkileyici müzeyi içinde barındıran, 19. yüzyıl mimarisinin çarpıcı bir örneği olan bina da hiç şüphesiz ziyarete değer bir yer. Her biri ortak temaya sahip olacak şekilde, Müze dört bölgeye ayrılmıştır. Böylelikle, ziyaretçiler görmek istediklerini kolaylıkla bulabiliyorlar. Jeoloji ile ilgileniyorsanız Kırmızı Bölgeyi takip edin. Dünyanın tarihi ve onu değiştiren güçler hakkında bilgi edinin. Yeşil Bölge kuşlar ve fosiller üzerinde yoğunlaşırken, Mavi Bölge insan biyolojisi, memeliler ve dinozorlara ayrılıyor. Burada bir mavi balina bir modeli de bulunmaktadır. Turuncu bölge, Vahşi Yaşam Bahçesi ve Darwin Merkezi’nde doğayı keşfetmenize olanak tanır. Müzeye giriş ücretsizdir. Ayrıca çocuklar için de çok uygun. Müzede birçok interaktif multimedya özelliği vardır ve hatta sergilerin çoğunun dokunulmasına izin verilmektedir.
  • Tate Modern: Eski bir elektrik santralinin ev sahipliği yaptığı, şaşırtıcı bir şekilde başarılı olan bu modern ve çağdaş sanat galerisi, dünyanın en büyük sanat galerilerinden bir tanesidir. Birçok müzeye ücretsiz girebildiğiniz bu galeri, belli bir bütçeyle seyahat edenler için oldukça iyi bir seçim. Bazı özel sergiler ve organizasyonlara girişte ücret talep edilebilir (detaylı bilgi için lütfen resmi internet sitesini ziyaret ediniz). Yanınızda çanta, evrak çantası veya şemsiye vb. taşıyorsanız onları vestiyerde bırakmanız gerekecek. Geniş çantalar ve bavullar da burada bırakılabilir. Kendinizi tazelemek isterseniz galeride bir adet kafe ve restoran bulunuyor. Kitapların, hediyelik eşyaların ve daha fazlasının satıldığı 3 adet de mağazaya da rastlayabilirsiniz.
  • Londra Bilim Müzesi: Tüm bilim, teknoloji ve mekanik hayranlarının mutlaka ziyaret etmeleri geren bir müze. 1857 yılında kurulan müze günümüzde 300 000’deb fazla sergiye ev sahipliği yapmaktadır. Bilgi teknolojilerine, uzay programlarına veya örneğin uçmaya… Neye ilginiz olursa olsun her zaman ilginç bir şeyler bulabilirsiniz. Birleşik Krallık’ta bulunan müzelerin çoğu gibi buranın da girişi ücretsizdir. O yüzden belirli bir bütçe ile seyahat eden gezginler için bu müze oldukça iyi bir seçim olacaktır. Müzede birçok özel sergilere yer verilmektedir. İlginizi çeken bir sergi olup olmadığı görmek için müzenin resmi internet sitesini kontrol edin. Bunun haricinde, IMAX 3D sinemayı da ziyaret edebilirsiniz. Özel sergiler ve sinema ücrete tabi tutulmaktadır.

Şehir turları:

  • Oxford, Stratford&The Cotswolds:  Günlük düzenlenen bu turlara katılabilirsiniz. Gün, saat ve fiyatlandırma için turist informasyon noktalarından bilgi alabilirsiniz.
  • Kidzania: Özellikle çocuklarınız için neredeyse 60 meslek grubunun deneyimlenebileceği bir tur. www.kidzania.co.uk adresinden rezervasyon yapılabilir.
  • Bisiklet turları:

Royal Parks and Palaces Tour / 24 pound/Yetişkin: Gidilen yerler; Buckingham Palace, St. James’s Park, Kensington Palace, Hyde Park, Diana’s Memorial, St. James’s Palace, Horseguards Parade.

The Magic of London/ 24 pound/ Yetişkin: Parliament Square, Big Ben, The Palace of Westminster, Buckingam Palace, Trafalgar Square, Covent Garden, St. Paul’s Cathedral.

  • Günlük Stonehenge turları / 64 pound/ Yetişkin
  • 2 saatlik Beatles yürüyüş turu / 10 pound/ Yetişkin: Müzik grubu Beatles’ın yaşadığı yerleri, ‘Hey Jude’ gibi bazı şarkılarının kayda alındığı, ‘Get Back’i çaldıkları yerleri, bu turla yürüyerek görebilirsiniz.

Restoranlar&Cafeler: (Neresi olursa olsun özellikle akşam yemekleri için rezervasyon yaptırmayı unutmayın)

  • Burger&Lobster: Londra’da, mutlaka gidilmesi gereken yerlerden biri; Harvey Nichols’ın içerisindeki Burger&Lobster… Özellikle fotoğrafta gördüğünüz, Original Lobster Roll! 25 pound fiyatı… Hiç Türk lirasına çevirmeyin😂Boğazınıza düğümlenmesin😂 Ben deniz ürünü delisi olduğum için gittiğim her yerde mutlaka denemeye çalışıyorum. Dubai sonrasında en severek yediğim ıstakoz diyebilirim…
  • burger&lobster-london

    Burger&Lobster

    Milk Train: Çok ama çok güzel tam da fotoğraflık ve lezzetli dondurmaları var. Milk Train, Bedford Street’te.

  • Duck&Waffle: Adresi; 110 Bishopsgate, London EC2N 4AY. Özel lezzetleri dışında muhteşem Londra manzarası ile de kendisine hayran bırakacak bir mekan. Aylar öncesinden bile rezervasyon yaptırmanız gerekebilir. Elbette tahmin edeceğiniz üzere oldukça pahalı bir mekan.
  • Samba Sushi: Biraz pahalı olsa da sushi cenneti diyebileceğimiz bir yer burası. Hayatınızın en güzel sushilerini burada yiyebilirsiniz. Aynı zamanda özel hazırlanmış salataları da oldukça moda. Samba Sushi, Heron Tower, 110 Bishopsgate’de.
  • Thorntons: Hayatta görebileceğiniz en güzel çikolata dükkanı diyebilirim. Özellikle Thorntons fudge yemeden dönmeyin. Thorntons, Oxford Street’de…
Samba Sushi

Samba Sushi

  • Wahaca: Tam bir Mexican restoranı. Londra’nın en ünlülerinden.
  • Kova Patisserie: Londra’nın Soho bölgesinde yer alan Kova Patisserie, bir Japon pastanesi. Muhteşem pastaları var özellikle Matcha çaylı kekleri denemenizi öneririm.
kova-patisserie

Kova Patisserie

  • Flat Iron: Londra’nın en güzel restoranlarından biri bence; Flat Iron! Özellikle et seviyorsanız gitmeden dönmeyin derim😂 Biz, özel lezzetleri olan The Flat Iron steak yedik. Hamburger vs. Gibi alternatifleriniz de var. Etinizin sosunu da siz seçebiliyorsunuz elbette yanına almak istediğiniz lezzetleri de… Kırmızı eti pek sevmem ama burada doyamadık bir porsiyon daha istedik😂 Sonunda ise bedava dondurmaları mideye indirdik.
flat-iron-london

Flat Iron

  • Yosma: Türk restoranı. Londra’nın en çok tercih edilen restoranları arasında. Meze, balık, kebap yemek mümkün.
  • Dishoom/Covent Garden: Burada çok güzel, uygun fiyatlı Hint yemekleri yiyebilirsiniz.
  • Yolkin: Covent Garden’da. Makaronlu dondurma en favori lezzeti.
  • Barrafina: Tapas restoranı.
  • Yautcha: Eveeet ilk MICHELIN YILDIZLI restoranım. Londra’da, Soho’da özellikle dim sumları ile bilinen ancak fusion Çin mutfağı olan Yauatcha sanırım ki söylememe gerek yok, şiddetle TAVSİYEMDİR. Özellikle geyik etli dim sum ve kokteylleri denenmeli. Tatlılarına midenizde yer açmanız için az yiyin olur mu?Birkaç gün öncesinden rezervasyon yaptırmayı unutmayın.
  • yauatcha-london

    Yauatcha

    Hard Rock Cafe: Gittiğinizde mutlaka sizi uzun bir sıra bekliyor olacak. Tüm planınızı buna göre yapın.

The Castle: Cafeler, değişik tasarım mağazaları ve marketleriyle ünlü Portobello Road’a yolunuz düştüğünde, The Castle’da fish and chips yemelisiniz! Yanına da birçok bira çeşidinden birini seçebilirsiniz…

The Castle

The Castle

Londra’da GİDİLMEMESİ gereken yerler/ restoranlar:

Tam bir hayal kırıklığı yaşatan özellikle iki restorandan bahsetmek istiyorum. ilki; Soho’daki Jamies Italian. Diğeri ise Amerika’nın ünlü restoran zinciri Forrest Gump! Amerika’da çok sevdiğim ve neredeyse hemen hemen her gün gittiğim Forrest Gump’ın Londra’daki restoranına da aynı hevesle gitmiştim ancak tam bir hayal kırıklığı yaşadım. Yemeklerin lezzeti, ortamın basıklığı vs… gibi birçok şey sayabilirim. İşte zincir restoranların hazin sonuna en iyi örnek.

Sherlock Holmes Müzesi: Eğer Serlock Holmes’un çok büyük bir hayranı değilseniz çok da gitmenizi gerektirecek bir durum yok bence. Girişi 15 pound. İçeride Viktorya döneminden eserler de var ama çok mu dikkatinizi çeker bilemiyorum. Eğer illa da gitmek isterseniz müzeye yaptığınız ziyareti daha da ilginç hale getirmek isterseniz, bir etkinlik belgesi indirebilirsiniz. Ziyaretinizi bir oyuna dönüştürebilir ve ziyaretiniz sırasında Sherlock Holmes ile ilgili soruları cevaplayabilirsiniz. Müzecilik görevlileri, özellikle yaz aylarında sabahları ziyaretçilere gelmelerini önerir. Bagajınızı saklamak için bir yer yok, bu yüzden büyük eşyalar getirmeye çalışmayın.

 

Londra ile ilgili instagram paylaşımlarım için; #londradaaynereyegitsek

Londra’da gezdiğim, gördüğüm yerler ve tattığım lezzetler ile hazırladığım videom için ise lütfen tıklayın;